Wednesday, September 20, 2006

16 EYLUL 2006 CUMARTESI GUNLU GAZETELERDEN BASINDA YARGI HABERLERI

OZDERIN,M.

msn : ozderin@hotmail.com

16 Eylül 2006 Tarihli ve 26291 Sayılı Resmî Gazete

MEVZUAT

YÜRÜTME VE İDARE BÖLÜMÜ

BAKANLIKLARA VEKÂLET ETME İŞLEMİ

— İçişleri Bakanlığına, Devlet Bakanı Beşir ATALAY’ın Vekâlet Etmesine Dair Tezkere

— Tarım ve Köyişleri Bakanlığına, Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK’in Vekâlet Etmesine Dair Tezkere

YÖNETMELİKLER

— Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğü Devlet Malları Uzmanlığı Görev, Çalışma ve Atama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik

— Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğü Milli Emlak Uzmanlığı Görev, Çalışma ve Atama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik

— Millî Eğitim Bakanlığı Anadolu İmam-Hatip Liseleri Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik

— Gemiadamları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik

— Tarım Reformu Genel Müdürlüğü Personeli Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliği

— Türkiye İş Kurumu İl İstihdam Kurulları Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik

TEBLİĞ

— İşkolu Tespit Kararı (No: 2006/61)

YARGI BÖLÜMÜ

DANIŞTAY KARARI

— Danıştay Beşinci Dairesinin E: 2006/1462, K: 2006/2095 Sayılı Kararı


HSYK üyeliği için seçim yapıldı/ 3 isim belirlendi

ANKARA - Yargıtay'da, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) üyeliği için seçim yapıldı.

HSYK'nın Yargıtay kontenjanından üyesi Selim Engin'in 4 yıllık görev süresinin dolması nedeniyle boşalan üyelik için yapılan seçimde 3 isim belirlendi.

Buna göre Yargıtay 15. Hukuk Dairesi üyesi Musa Tekin, 12. Hukuk Dairesi üyesi Erol Uzuner ile 1. Hukuk Dairesi üyesi İbrahim Orakçıoğlu en çok oyu alan üye adayı oldular.

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, 3 adaydan birini HSYK üyesi olarak atayacak.


Perihan Mağden’den Çapkın dizisine dava

Yazar Perihan Mağden, ‘Çapkın' adlı dizideki bazı ifadelerle, isminin, halkın belleğine, ‘gıcık, huysuz, sinir, geçimsiz' birisi olarak yerleştirilmeye çalışıldığını iddia ederek, dizinin yapımcısı, yönetmeni, senaristi ve yayıncı kanalı hakkında 30 bin YTL'lik manevi tazminat davası açtı.

Mağden'in avukatı tarafından Ankara 22. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açılan davanın dilekçesinde, Mağden'in, tüm Türkiye'de tanınan, herkesçe bilinen ünlü bir gazeteci, köşe yazarı ve edebiyatçı olduğu kaydedildi. ‘Çapkın' adlı dizide, tiyatro sanatçısı Suna Pekuysal'ın canlandırdığı karakterin, Perihan isimli huysuz ve geçimsiz gelinine, “Perihan Mağden, Perihan Mağden” diyerek, “işte sen böylesin, böyle bir cadı, böyle bir belasın” şeklinde alaycı ve aşağılayıcı hitaplarda bulunduğu savunuldu. Ankara, aa


'Faturaları inceledik ve kanunu uyguladık'

Enerjİ Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) Başkanı Yusuf Günay, Kurul'un akaryakıt dağıtım şirketlerine verdiği cezayı değerlendirirken, yaklaşık 1,5 milyon adet faturanın tek tek incelendiğini, EPDK'nın kanunu uyguladığını söyledi. EPDK'nın her bayi ve dağıtım şirketine aynı uzaklıkta, aynı yakınlıkta ve aynı eşitlikte olduğunu vurgulayan Günay, lisans sürecinde EPDK'nın geciktiğine ilişkin eleştirilerin sorulması üzerine de ''21 Mart 2005 tarihinde lisans alabilme şartı taşıyan herkes kurumdan lisansını almıştır'' dedi. Bu arada Günay, ulusal markerde, üretiminden denetimine kadar zincirin her halkasını içeren çalışmaların nihai aşamaya geldiğini bildirdi.

DAVA AÇILIYOR

Öte yandan Turcas, EPDK tarafından verilen para cezasına ilişkin, 'haksız ve hukuka aykırı buldukları kararın iptali ve yürütmenin durdurulması için, talepli olarak Danıştay ilgili dairesinde bir hafta içerisinde dava açacağını açıkladı.


El Kadı temyizi GERİ ÇEKİLDİ

Danıştay, Tayyip Erdoğan'ın 'tanırım, hayırsever bir insandır' dediği El Kadı'nın lehine bir karar vermiş; ancak başbakanlık bu kararı temyiz etmişti. Biz de haberimizde 'şaşırtıcı bulduğumuzu' bildirmiştik. Temyiz geri çekildi:

Hürriyet gazetesinin haberine göre, Tayyip Erdoğan’ın "Bu başvuru neden yapıldı" tepkisi üzerine, Suudi İşadamı Yasin El Kadı’nın mal varlığı konusundaki Danıştay kararına Başbakanlık tarafından yapılan temyiz geri çekildi.

Bakanlar Kurulu’nun Aralık 2001’de mal varlığının dondurulması kararını aldığı Yasin El Kadı, kararın kendisine ilişkin bölümünün iptali istemiyle dava açmıştı. Dava ile ilgili karar Danıştay’da verilmeden hemen önce Başbakan Erdoğan, El Kadı için, "İyi bir işadamı ben kendisine kefilim" dedi. Danıştay 10. Dairesi de geçtiğimiz Temmuzda 1’e karşı 4 üyenin oyuyla söz konusu Bakanlar Kurulu kararının Yasin El Kadı’ya ilişkin bölümünü iptal etti. Bu karar üzerine davalı konumundaki Başbakanlık, Danıştay Kararını 1 Eylül günü Başbakanlık, 1. Hukuk Müşaviri Ümit Ulvi Canik imzasıyla temyize götürdü. Erdoğan, El Kadı ile ilgili bu kararın bürokratlar tarafından temyiz edildiğini gazetelerden öğrendi. Erdoğan, Başbakanlık yetkililerine, "Bunu kim yaptıysa aynen düzeltsin" diye tepki gösterdi. Başbakanlık yetkilileri, temyize giden Canik’ten Danıştay’a yapılan başvuruyu geri çekmesini istedi. Başbakanlığın bu kararı Danıştay çevrelerinde sürpriz etkisi yarattı.
(16 Eylül 2006 Cumartesi)


Hukukçular Birliği’den Başer tayinine iptal davası

Hukukçular Birliği, Başbakanlık tarafından PKK ile mücadele koordinatörü olarak atanan Emekli Organeral Edip Başer’in tayin işleminin iptali için, Danıştay’a dava açtı.

NTV-MSNBC

İSTANBUL - Hukukçular Birliği, başvurusunda, terörle mücadele amacıyla, bir memurun koordinatör olarak atanmasının genelgeyle yapılamayacağı, ancak Cumhurbaşkanı tarafından onaylanacak bir kararnameyle yapılması gerektiğini savundu. Atanan koordinatörün yetkisi, sorumluluk alanı, görev tanımı ve kapsamının belirlenmediğine dikkat çekilen dilekçede, Başer’in tayin işleminin iptali, ve yürütmenin durdurulması istendi.


Radikal: Elif Şafak'a linç çağrısı var

Radikal gazetesi bugünkü manşetinde, Büyük Hukukçular Birliği'nin Elif Şafak'ın davası için halka yönelik protesto çağrısını, linç çağrısı olarak yorumladı.

Geçen yıl Orhan Pamuk'a Şişli Adliyesi'nin önünde yapılan yumurtalı ve küfürlü saldırılar hâlâ hafızalarımızdan silinmedi. Ya da Perihan Mağden'e halkı 'askerlikten soğutmak' nedeniyle açılan davanın mahkesinde yaşananlar. Şimdi sırada yazar Elif Şafak var. Büyük Hukukçular Birliği, e-posta zinciriyle taraftarlarını mahkeme önüne çağırdı.

Büyük Hukukçular Birliği'nin mesajında "Türk düşmanlarına meşru zeminde dur deme zamanı gelmiştir. Türk milletine küfür etmenin ve aşağılamanın bedelini hukuk alanında Türk düşmanlarına ödetmek için herkesi 'milli göreve çağrı' sloganıyla Beyoğlu Adliyesi'ne çağırıyoruz." denildi. Büyük Hukukçular Birliği'nin internet sitelerinden yaydığı bildiride de şu ifadelere yer verildi:
"Küresel güçler tarafından uzun yıllardır kültürel ve iktisadi işgal altında tutulan ülkemiz, bugün Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde askeri işgal ve parçalanma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Batı emperyalizmi, Türk Milletine karşı yapmış olduğu Sevr'in yeniden dayatma mücadelesinde idol olarak Orhan Pamuk'ları, Hrant Dink'leri, Perihan Mağden'leri, Murat Belge'leri, Hasan Cemal'leri kullanma yoluna gitmiştir. Etnik azınlıkçıların, bölücülerin, AB ve ABD muhiplerinin, mutareke aydınlarının neoliberallerin yeni seçtikleri prensesleri Elif Şafak olmuştur."

'Şiddeti benimsemişler'

Duruşması hamileliğinin son günlerine denk gelen Şafak'a göre yaşananlar üzüntü verici olmaktan çok düşündürücü. Büyük Hukukçular Birliği'nin söylemleriyle 'lince davetiye çıkardığını' belirten Şafak şöyle konuşuyor:
"Birilerinin beni vatan haini ilan edip tüm vatansever Türkleri mahkemeye dahil olmaya çağırıyor olması moral bozucu elbette. Ama asıl düşündürücü olan bu insanların kendine biçtiği rol, kullandıkları üslup, sözlü ve fiziksel şiddeti bu kadar benimsemiş olmaları. Söylemleriyle lince davet ediyorlar. Beni de bu söylem kaygılandırıyor. Türkiye'de birileri anında vatan haini olarak damgalanıyor ve anında linç edilmek isteniyor. Bir sürü yerde böyle olaylar patlak vermeye başladı onun için genelde linç kültüründe ve söyleminde bir artış olduğunu düşünüyorum. Asıl kaygı duyduğum hem kendi hem de ülkem adına bu."

'Korku siyaseti'
Şafak ilk kez böyle bir mahkemeye gitmenin hüznünü yaşıyor. Gidip orada bir romanı savunmak ona gerçeküstü geliyor. Üstüne üstlük doğumla mahkeme aynı zamana denk geliyor. Çocuğuna Adalet, Mahkeme gibi isimler koymanın esprisini yapsa da yaşayacakları onu geriyor, bu durumu tatsız bir 'denk gelme' olarak görüyor.

Ancak onu en çok üzen kendini siyasi bir oyunda kullanılıyor gibi hissetmesi. Şafak, "Korku ve korkutmak üzerinden siyaset yapıyorlar. Ben bu adamların bizi kullandığını düşünüyorum. Çünkü asıl hedefleri biz değiliz. Asıl hedefleri AB sürecini tırpanlamak" diyor. 21 Eylül'de mahkeme önünde onu bekleyen kalabalıktan endişeli ve o da önemli bir noktanın altını çizerek karşıt görüşlü sivil toplum örgütlerini çağırıyor: "Eğer 301 böyle uygulanacaksa, bu memlekette ne roman yazılabilir, ne film yapılabilir. Her sanatçı yarattığı karakterleri sansürlemek zorunda kalabilir. Batı basını söz konusu insanların Türkiye'yi temsil ettiğini sanıyor. Ben de ısrarla onların azınlıkta olduğunu söylüyorum. Türkiye'deki sivil toplum bence çoksesli ama sorun söz konusu insanların sayısal azınlıklarına rağmen seslerinin bu kadar çok çıkıyor ve cüretkâr olmaları. Türkiye'deki demokrat kitlenin de aynı cesarete ve direnişe sahip olması gerekiyor.

Eğer bu dengelenemezse tamamen bu düşünce manipüle edecek ortalığı. Ben de insanlardan bunları kişisel davalar olarak görmemelerini istiyorum. 301'e karşı ortak bir platformda buluşmamız lazım. Tek tek dava olarak görmek yerine düşünce özgürlüğü, ifade özgürlüğü olarak görüp kesinlikle destek vermeliyiz."

'Siyasi şov yapıyorlar'
Elif Şafak'la birlikte bu davadan yargılanacak olan Metis Yayınları yöneticisi Semih Sökmen de yazarıyla ayrı fikirde. Ona göre de bu siyasi bir şov. O da mahkemeden çok dışında yaşanacak gösteriden endişeli olduğunu belirterek şunları söylüyor: "Yargının değerlendirmelerine sonuna kadar saygılıyız ve yargı önünde kendimizi savunabilecek durumdayız. Ancak bu davanın açılmasında şikâyet ve ihbar merci olan Büyük Hukukçular Birliği adlı kuruluşun ve bu kuruluşun sözcülüğünü yapan Kemal Kerinçsiz adlı şahsın bu davayla ilgili süreci siyasi bir mücadele konusu yaptıklarını görüyoruz. Dolayısıyla bizlerde bu davanın hukuki bir dava değil, siyasi kullanım ve şova bir vesile olduğu görüşü hasıl olmuştur."

Hükümete mektup
Okurları, aydınları, sivil toplum kuruluşlarını bu siyasi linçe karşı bir araya gelmeye çağıran Sökmen, hükümetten de destek istiyor. Sökmen hem Başbakan'a hem de milletvekillerine gönderdiği mektupta da şu sözlere yer veriyor: "Bunun ülkemiz için de hiç iyi sonuçları olmuyor, olmayacaktır. Bu tür davalar yoluyla kitapların yargı konusu olması hem ülkenin demokrasiye inancını zedeliyor hem kültür hayatını olumsuz etkiliyor. Kitapların ve yazarların suçlanması toplumun ideolojik olarak cepheleşmesine neden oluyor. Uluslararası planda sürekli 'kitap yargılayan ülke' durumuna düşüyoruz".

Kerinçsiz itiraz edince...
'Baba ve Piç' isimli kitabında 'Türklüğü aşağıladığı' öne sürülen yazar Elif Şafak hakkında Türk Ceza Kanunu'nun 301. maddesine göre üç yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılmıştı.. Müslüman-Türk Kazancı ailesi ile Ermeni asıllı Amerikalı Çakmakçıyan'ların anlatıldığı kitapta yer alan "... bütün akrabalarını 1915'te kasap Türklerin ellerinde kaybetmiş bir sülalenin torunuyum, köklerime ihanet etmeyi öğrendim, soykırımı inkâr etmek üzere yetiştirildim...", '..Sen kalk gel Orta Asya'dan, dal dosdoğru Anadolu'nun bağrına, sonra bir bakmışsın her yerdeler. Orada yerleşik milyonlarca Ermeni'ye ne oldu peki? Asimile edildiler, eridiler, yetim bırakıldılar, sürüldüler, mal mülklerinden oldular' şeklindeki ifadelerle 'Türklüğü aşağılama' suçunun işlendiğini öne süren avukat Kemal Kerinçsiz suç duyurusunda bulunmuştu. Soruşturmayı yürüten Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı Şafak, yayıncı Hüseyin Semih Sökmen ve çevirmen Aslı Biçen için 'kovuşturmaya yer olmadığına' karar vermişti.

Üç yıl hapis isteniyor
Ancak Kerinçsiz'in itirazı üzerine bir üst mahkeme İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi takipsizlik kararını kaldırdı. Dosyayı yeniden ele alan savcılık Sekmen ve Biçen hakkında 'takipsizlik' kararı verdi, Şafak hakkında 301. maddeden dava açtı. Şafak'ın altı aydan üç yıla kadar hapis cezasıyla yargılanması istendi. Elif Şafak, Beyoğlu 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde 21 Eylül'de yargı önüne çıkacak.

Dış basında haber oldu
Yazar Elif Şafak hakkında 'Baba ve Piç' kitabında 'Türklüğü aşağıladığı' iddiasıyla dava açılmasına yabancı basının tepkisi sürüyor. The Independent, 'Bir yazar hakkında roman karakterinin sözleri yüzünden üç yıl hapis istemiyle dava açan ve doğum yapacağı haftaya duruşma koyan bir ülkeye ne dersiniz? Olası AB üyesi mi? Muhtemelen hayır' eleştirisi yaptı.
New York Times, Şafak'ın "Bir romanda hırsız olması, yazarı hırsız yapmaz" sözlerini aktarıp şu yorumda bulundu: 'Avrupa, Avrupa fikrini ve kimin Avrupalı olduğunu tanımlamaya çalışırken, Türkiye de Türklüğün ne olduğunu ve Türklerin Avrupalı sayılmayı isteyip istemediğini tartışıyor.'

(Radikal)


Sedat Peker'e ömür boyu hapis talebi

Organize suç örgütü kurduğu gerekçesiyle cezaevinde yatan Sedat Peker'in 14 ayrı suçtan ağırlaştırılmış ömür boyu hapsi istendi.

Merkezi Konya'da bulunan Endüstri Holding'i yağmaladıkları, 5 kişiyi öldürüp 18 kişinin parasını gasp ettikleri iddia edilen ve elebaşılığını Sedat Peker'in yaptığı öne sürülen tamamı tutuksuz 84 sanıklı çete davasına Adana'da devam edildi. İlk kez duruşmaya getirilen başka suçlardan tutuklu Sedat Peker, hakkındaki tecavüz suçlamalarına sinirlenerek, “Brad Pitt kadar yakışıklı değilim; ama tecavüzcü olacak kadar da çirkin, kötü adam değilim.” dedi. İstanbul'daki ‘Kelebek' operasyonunda tutuklanan, bu davada ise tutuksuz yargılanan çete lideri suçlamasıyla hakkında 14 ayrı suçtan ağırlaştırılmış ömür boyu hapis, ayrıca 117 yıla kadar hapis cezası istenen Sedat Peker, suçlamaları kabul etmedi. Mahkeme diğer tutuksuz sanıkların ifadelerinin alınabilmesi için ertelendi. Adana, Cihan


Başer koordinatör değil "muadil" oldu

Hükümet, terörle mücadelede koordinatör olarak emekli orgeneral Edip Başer'i atarken, "PKK koordinatörü" sıfatına gösterilen hassasiyeti dikkate aldı. Görevlendirme genelgesinde Başer için "ABD Hava Kuvvetleri'nden emekli general Joseph Ralston'ın muadili" dendi. Başer'in görevi, "Türk heyetine başkanlık ederek, üçlü ve ikili görüşmeleri yapmak" şeklinde tanımlandı. Bu arada Büyük Hukukçular Derneği Genel Başkanı Kemal Kerinçsiz genelgenin iptali için dava açtı.


Kendimizi korumak için bomba yaptık

Başbakan Erdoğan’ın danışmanı Cüneyt Zapsu’ya yönelik bombalı saldırı hazırlığı içinde olduğu iddiasıyla açılan Atabeyler Grubu davasının ilk duruşmasında, tutuklu sanıklar Yüzbaşı Murat Eren, Üsteğmen Yakup Yayla, astsubaylar Erkut Taş ve Yasin Yaman ile işadamı Yunis Akkaya, tahliye edildi

Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya 5’i tutuklu 10 sanık ile avukatları katıldı. Duruşmada grubun lideri olduğu ileri sürülen ÖKK’da görevli pilot yüzbaşı Murat Eren, Askeri Savcılık’ta kendisine silahlı kuvvetler aleyhine bir şey söylememesi yönünde telkinde bulunulduğunu, ayrıca ele geçirilen bomba yapımında kullanılan malzemelerin de yeni tipte bir bombanın prototipinin (ilk örneği) hazırlığı için olduğunu söyledi: “Güneydoğu’da görev yaparken ani çıkan tehlikelere karşı reaksiyoner bir prototip hazırlamayı düşündüm. Bunun çalışmasını yaptım. Erkut Taş astsubay da bomba yapım ve imhası konusunda uzmandır. Her zaman tehlikeye en önde gider. Fikrimi Erkut Taş astsubaya açtım. Birlikte prototip için malzeme topladık. Bu malzemeler basit ve numunelik niteliktedir. Bir araya gelemediğimizden düşüncemizi gerçekleştiremedik.” Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda görevli Astsubay Erkut Taş da yıllardır vatanın bölünmez bütünlüğü için görev yaptığını vurgulayarak, “Burada bu suçtan dolayı yargılanmaktan utanç duyuyorum” dedi. Mahkemenin tahliye kararının ardından haklarında Genelkurmay Askeri Mahkemesi’nce ayrı bir tutuklama kararı bulunan Murat Eren, Erkut Taş ve Yasin Yaman’ın bu davadan dolayı tutukluluk hali devam ederken, Yakup Yayla ve Yunis Akkaya ise cezaevinden tahliye edildi.


‘Formülünü gizli tutuyorlar’ diye Coca Cola’ya dava açıldı

Tüketici Haklarını Koruma Derneği, Coca Cola’nın içeriğinin satılan şişelerde tam olarak yer almaması ve tüketiciye sunuluş biçiminde yasal eksiklikler bulunduğu gerekçesiyle, üretiminin durdurulması ve satışının engellenmesi talebiyle dava açtı.

Derneğin Genel Başkanı Ali Ulvi Büyüknohutçu, dava dilekçesini Antalya Tüketici Mahkemesi’ne verdi. Adliye binası önünde açıklama yapan Büyüknohutçu, Coca Cola İçecek AŞ tarafından Türkiye sınırları dahilinde üretilen Coca Cola’nın, tüketiciye sunuluş biçiminde yasal eksiklikler bulunduğunu öne sürdü. Türk Gıda Kodeksi’nin 26’ncı maddesindeki etiket bilgileri bölümünde, gıda maddelerinin içeriğinin açıklanmasının zorunlu kılındığını dile getiren dernek başkanı, buna karşın Coca Cola şişelerinde içerikle ilgili bilgilerin tam yer almadığını ve üretim formülünün korunması için kullanılan bazı maddelerin özellikle beyan edilmediğini dile getirdi. Büyüknohutçu’ya göre, söz konusu içeceğin ambalajına, içeriğinin tam yazılmaması Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un ruhuna ve amacına aykırı ve tüketicinin aydınlanmasını engelliyor. Coca Cola’nın üretimiyle ilgili ambalajlarında açıklanmayan içeriğini ve kullanılan maddelerin özelliklerini kimse bilemiyor. Söz konusu içeceğin üretimi ayıp ortadan kaldırılıncaya kadar durdurulmalı ve piyasadakiler toplatılmalı. Bu gerekçelerle Coca Cola’ya hakkında dünyada ilk kez dava açıldı. Antalya, Zaman


Hollanda, Kesbir'i iade etmeyecek
Hollanda'da temyiz mahkemesi, ülkede yakalandıktan sonra Türkiye'nin talebi üzerine hükümetin iade etmek istediği terör örgütü PKK üyesi Nuriye Kesbir'in iade edilmemesini kararlaştırdı. Hollanda Adalet Bakanlığı, terörist Kesbir'in iade edilemeyeceğine ilişkin verilen mahkeme kararına karşı temyiz mahkemesinde açtığı davayı kaybetti. Lahey Mahkemesi, uzun bir yargılama sürecinin ardından geçen yıl, "Nuriye Kesbir'in işkence görmeyeceğine dair Türkiye'nin yeterli güvenceyi vermediği" gerekçesiyle teröristin iade edilmemesine karar vermişti. Adalet Bakanlığı ise bu karara karşı temyiz mahkemesine başvurmuştu.

Kasım Zengin ifade verdi
Cumhuriyet Savcısı Mustafa Kelkit'in İsmailağa Cemaati'ne dönük "silahlı örgüt kurulduğu" yönündeki suç duyurusunun ardından soruşturma genişletilerek sürdürülüyor. Müteahhit Muzaffer Ergin'in önceki gün ifade vermesinin ardından dün de Kadı Mahkemesi'nde yargılandığı ileri sürülen Sauna Çetesi lideri Kasım Zengin savcılıkta ifade verdi. Zengin, çıkışında gazetecilere, "tarikatla ilgili" diye bağırarak konuyu anlatmaya çalıştı.
Göksel ÇAĞLAV

Atabeyler, dinamitle balık tutacakmış
Atabeyler Çetesi'ne yönelik operasyonda tutuklanan, Özel Kuvvetler Komutanlığı'nda görevli subay ve astsubayların da aralarında bulunduğu 10 kişinin yargılanmasına başlandı.
İlk duruşmada, cezaevindeki 5 asker sanığın tutuksuz yargılanmasına karar verildi. Astsubay Yasin Yaman, yakalanan dinamit lokumlarıyla ilgili ilginç bir açıklama yaptı. Yaman, “Bunları balık tutmak için kullanacaktım.” dedi. Yüzbaşı Murat Eren de, Eryaman'daki baskında ele geçirilen iki valiz dolusu bomba malzemesini Güneydoğu'daki ani tehlikelere karşı hazırladığını söyledi.
Eren, “Güneydoğu'da görev yaparken kendimce, ani çıkan ve gelişen tehlikelere karşı reaksiyoner bir prototip planı hazırlamak için çalışmalar yaptım. Erkut Taş astsubay, Özel Kuvvetler Komutanlığı'nda bomba yapımı ve imhası konusunda uzmandı. Prototip fikrimi Taş'a açtım. Birlikte malzeme topladık. Zaten son zamanlarda bir araya gelemediğimiz için düşüncelerimi gerçekleştiremedim.” dedi. Atabeyler davasında sanık avukatları ve savcının kamu güvenliğinin tehlikeye gireceğini belirterek, yargılamanın gizli yapılması yönündeki talebi mahkemece reddedildi.
Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki davanın dünkü duruşmasına Pilot Yüzbaşı Murat Eren, Astsubay Erkut Taş ve Yasin Yaman, Üsteğmen Yakup Yayla, kuyumcu Yunis Akkaya, emniyet müdürleri Mustafa Raşit Çavdar, Cemal Hasan Özdeş ile Suat Kıy, İsmail Binici, Mehmet Karatepe ve sanıkların avukatları katıldı. Duruşmada ilk ifadeyi Yüzbaşı Eren verdi. Eren, “21 yıldır askerî personelim. 12 yıldır da kıtada subayım. Böyle bir düşünce içinde olmam mümkün değil.” dedi. Yüzbaşı Murat Eren, reaksiyoner prototipi görev yaptığı birlikte hazırlamasının mümkün olmadığını, bomba malzemelerini Ankara'ya yakın bir yerde bulundurmak için işadamı Yunis Akkaya'nın evine götürüp valizler halinde depoladıklarını anlattı. Eren, mahkeme heyetinin sorusu üzerine, Astsubay Yasin Yaman'ın evinde çıkan Atabeyler adı ve şiltinin Özel Kuvvetler Komutanlığı'ndaki kurs eğitimi sırasında hazırlanan senaryolarda verilen grubun adı olduğunu düşündüğünü kaydetti. Eren, bilgisayarında ‘Bütün Kürtler' adlı word dosyasını ise internetten indirdiğini, kendisinin hazırlamadığını dile getirdi. Mahkeme heyetinin BİM mağazalarının bombalanması planıyla ilgili sorusuna Yüzbaşı Eren, BİM mağazaları ve Cüneyd Zapsu'nun Kürtler ve PKK ile ilişkisi olduğu konusundaki elektronik postanın asker arkadaşlarına olduğu gibi kendisine de geldiğini söyledi. Eren, “Askeri çevrelerde konuştuğum arkadaşların da bu yazıdan haberi vardı. Ancak BİM'e bu nedenle bombalama hazırlığında olduğum iddiaları doğru değildir.” diyerek kendini savundu.
Atabeyler davasının öğleden sonraki duruşmasında astsubaylar Erkut Taş, Yasin Yaman, Üsteğmen Yakup Yayla, işadamı Yunis Akkaya ve diğer sanıklar savunma yaptı. Suçlamaları kabul etmeyen Astsubay Yasin Yaman, Astsubay Erkut Taş'ın ‘Evde bazı askeri malzemelerim var. Kardeşlerimin kurcalamaması için emniyetli bir yerde muhafaza etmek istiyorum.' demesi üzerine çanta içindeki malzemeleri Hasanoğlan'daki babasının evine bıraktıklarını ifade etti. Yaman, aramalarda ele geçirilen dinamit lokumlarına ilişkin olarak ise ilginç bir açıklama yaptı. Dinamitleri Hasanoğlan'daki taşocaklarından temin ettiğini belirten Yaman, “Balık tutmak için kullanacaktım. Dinametlerin varlığından rahatsız oldum. Ve bomba imha uzmanı olduğunu bildiğim Erkut'a verdim.” dedi. Askeri savcılığa verdiği ifadeyi kabul etmeyen Taş, şunları söyledi: “Murat Eren 7 saat, ben 45 dakika ifade verdim. Komutanlar olayı fazla büyütmeyin telkininde bulundu.”
Genelkurmay’daki ifadelerini mahkemede reddettiler
Mahkeme heyeti, Murat Eren’in Genelkurmay Askeri Savcılığı'na 2 Haziran 2006’da verdiği ifadesinin doğru olup olmadığını sordu. “Genelkurmay'a verdiğim ifadeler kesinlikle doğru değil.” diyen Eren, gözaltında tutulduğu Merkez Komutanlığı'nın ‘TSK hakkında olumsuz bir şey söyleme’ telkininde bulunduğunu ifade etti. Sivil savcılığa verdiği ifadelerin Üsteğmen Yakup Yayla hakkında söyledikleri dışında doğru olduğunu belirten Eren, asıl savunmasının dünkü duruşmada verdiği ifadeler olduğunu belirtti. Yüzbaşı Murat Eren, askerî savcılığa işadamı Cüneyd Zapsu, gazeteci Mehmet Ali Birand, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun oğlu Murat Aksu ve Mehmet Ali Erbil'i canlı hedef seçtiklerini belirtmiş, BİM mağazalarına bomba koyarak ses duyurmayı planladıklarını açıklamıştı.
Tutuklu sanık kalmadı
Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davada tutuklu sanıklar Yüzbaşı Murat Eren, Üsteğmen Yakup Yayla, astsubaylar Erkut Taş ve Yasin Yaman ile işadamı Yunis Akkaya, tahliye edildi. Dava kapsamında 5 kişi de tutuksuz yargılanıyordu. Davaya Özel Kuvvetler Komutanlığı ‘gizli’ ibareli kapalı bir zarf gönderdi. Mahkeme, önümüzdeki duruşma tarihine kadar bu zarftaki belgelerin incelenmesini kararlaştırdı. Dava 2 Kasım 2006’ya ertelendi. Çetenin 10 üyesi ''hükümetin görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs için anlaşma'' suçundan 27 yıla kadar hapisle yargılanıyor.
Metin Arslan, Ankara

Hrant Dink'in cezası onaylandı
Yargıtay 6 ay hapsi "Aşağılayıcı niteleme ifade özgürlüğü değildir" diye onadı.
Hrant Dink'e ceza onaylandı
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Hrant Dink'e mahkûmiyet kararını onayladı ancak Başkan Şirin ile bir üye karşı oy kullandılar, "Karar ırkçı" dediler.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, gazeteci Hrant Dink'e Türklüğe hakaret suçuyla altı ay hapis cezasını onaylarken, kararı veren Şişli 2. Asliye Mahkemesi'ne "ders" gibi bir gerekçe açıkladı. Ceza Genel Kurulu, Yargıtay 9. Ceza Dairesi kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın suç unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle yaptığı itirazı "küçültücü ve aşağılayıcı sözlerin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle reddetti. Hrant Dink'in dava konusu olan Türk'ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni'nin Ermenistan'la kuracağı asil damarında mevcuttur'' ifadesinin, Atatürk'ün "Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur'' sözünden çıkarımla ve bu sözün ''ustaca'' bir üslupla değiştirilmesi olduğu kaydedildi. Kararda, Lozan Antlaşması ile Ermeni kimliğini azınlık niteliğinde kabul eden bir ülkede, Ermeni kimliğinin korunmasını savunmanın "güvence altında" olduğu kaydedildi, ancak yazının yayımlandığı gazete, sanığın konumu, hitap edilen kitlenin algılaması gözetildiğinde, kullanılan ibarenin Türklüğü tahkir ve tezyif edici nitelikte olduğu, Ermeni toplumunu yüceltirken Türk toplumunu aşağılamanın ifade özgürlüğü olmadığı belirtildi.
KARŞI OY: IRKÇI
Ceza Genel Kurulu Başkanı Osman Şirin ile üye Muvaffak Tatar ise, karşı oy kullandılar ve ortak gerekçede, yerel mahkeme kararının "ırkçı" olduğunu savundular, AİHM ve AB ile uyum programının gözetilmediğini savundular.
YARGIÇ MAĞDUR GİBİ
"Altı çizilmeli ve zihinlere öylece kaydedilmelidir ki; yargılanan ve cezaevi yolculuğuna çıkarılan hiçbir düşünce ölmemiştir" diyen Şirin ve Tatar, Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nin yargılama hatası yaptığını ve yasa ve içtihatlara aykırı biçimde kişileri müdahil kabul ettiğini belirterek şöyle dediler: "Yargıç olarak kendisinin de zarar görenlerden olduğunu ve hatta potansiyel müdahil adayları safında bulunduğunu kabule elverişli tavır ve değerlendirmelerle kararını gerekçelere bağlamış, mahkumiyet hükmünü 'mağdurun yargıçlığı' görüntüsüyle kurmuştur."

Urladaki sanık gardiyanlar adliyede
İzmir'in Urla ilçesindeki ceza ve tutukevinde, Tehdit ve baskıyla haraç alma, cezaevine uyuşturucu ve cep telefonu sokarak pazarlama gibi suçlara karıştıkları iddialarıyla gözaltına alınan başgardiyan ve 4 infaz koruma memuru, Urla Cumhuriyet Başsavcılığ
Alınan bilgiye göre, Urla İlçe Jandarma Komutanlığında 3 gündür gözaltında tutulan başgardiyan M.T, infaz koruma memurları B.K, R.B, M.Z. ve N.A, susma hakkını kullanarak, iddialarla ilgili jandarmaya ifade vermedi. Zanlılar, işlemlerinin tamamlanmasının ardından ''irtikap'', ''haraç alma'', ''görevi kötüye kullanma'', ''cezaevine uyuşturucu ve cep telefonu sokma'' suçlarından haklarında düzenlenen fezlekeyle Urla Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi.
-OLAY-
Cezaevinden tahliye olan bir mahkumun Urla Cumhuriyet Savcısı Murat Gök'e başvurarak, cezaevinde infaz koruma memurlarıyla bazı mahkumların yasa dışı faaliyetlerde bulundukları yönünde şikayette bulunması üzerine, Savcılık inceleme başlatmış, önceki gün düzenlenen operasyonda cezaevinin başgardiyanı M.T, infaz koruma memurları B.K, R.B, M.Z. ve N.A. gözaltına alınmıştı. Gözaltındaki infaz koruma memurlarının, bazı mahkumlarla işbirliği yaparak, mahkumlardan haraç aldıkları, vermeyenleri işbirliğinde oldukları mahkumlara darp ettirdikleri, cezaevine soktukları uyuşturucu hap, esrar ve cep telefonlarını mahkumlara sattıkları, cezaevi telefonunu para karşılığı kullandırdıkları, ailelerin getirdiği yiyeceklere el koydukları ve bazı mahkum yakınlarına sarkıntılık ettikleri öne sürülmüştü
(aa)

Camideki linçe 13 gün sonra ilk tutuklama
FATİH'teki İsmailağa Camii'nde emekli imam Bayram Ali Öztürk'ün öldüren Mustafa Erdal'ın da linç edildiği olaylarla ilgi yürütülen soruşturma kapsamında bir kişi tutuklandı.
Fatih Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülen soruşturmada daha önce ifadesi alınan İrfan Can'ın da aralarında olduğu 5 kişinin dün ifadesi alındı. Olay günü İsmailağa Camii'nde bulunduğu tespit edilen ve geçtiğimiz günlerde savcıya ifade veren cemaat üyesi İrfan Can, imam Öztürk'e saldıran Erdal'ın elindeki bıcağı almaya çalıştığını, Can'ı minbere fırlatarak kafasını çarptığını, kanlar içinde yere düşen Erdal'ı camii de bırakarak, yaralı imam Öztürk'ü hastaneye götürdüğünü söylemişti.
DNA ÖRNEĞİ ALINDI
İfadesi alındıktan sonra serbest bırakılan İrfan Can, dün polis tarafından evinden alınarak Fatih Adliyesi'ne getirildi. İşlemlerinin ardından DNA testi için kan numunesi alınması için Adli Tıp Kurumu'na gönderildi. Can, savcılıktaki ifadesinden sonra çıkarıldığı mahkeme tarafından 'tahrikle adam öldürme' suçundan tutuklanarak, Bayrampaşa Cezaevi'ne gönderildi.
TELEFON KAYDI YOK
El Kaide üyesi Louai Sakka'nın da avukatı olan Can'ın avukatı Osman Karahan, olay yerinde fotoğraf teşhisi yapılmadan ifadesine başvurulan kişilerin iddiaları üzerine müvekkilinin tutuklandığını iddia etti. Karahan, karara itiraz edeceklerini söyledi.
Bu arada Erdal'ın cinayet öncesi saatlerce konuştuğu iddia edilen telefonun kayıp olduğu ortaya çıktı. Yapılan inceleme sonucu kayıp telefondan cinayet öncesi yapılan tüm görüşmeler tespit edildi. Telefonla en son cinayetten 1 gün önce görüşme yapıldığı belirlendi.
Zengin tarikatla ilgili ifade verdi
İSMAİLAĞA Camii'nde cinayet ve linç olayının ardından tarikatla ilişkisi olduğu ve tarikat tarafından tehdit edildiği yönündeki iddiasıyla gündeme gelen Sauna Çetesi'nin lideri Kasım Zengin, dün Ankara Cumhuriyet Savcısı'na 1.5 saat ifade verdi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nden hafta başında gelen talimatla ifadesi alındığı öğrenilen Zengin'e tarikat ilişkisi ve daha önce verdiği ifadede yer alan market ile sonrasında yaşadığını iddia ettiği olaylar konusunda çeşitli sorular yöneltildi. Zengin, ifade sonrasında adliye çıkışında soru sormaya çalışan gazetecilere, 'Tarikatla ilgili' sözleriyle konuyu anlatmaya çalıştı.
Bülent ŞANLIKAN / İSTANBUL

Diyanet, Papa hakkında suç duyurusunda bulunacak
Papa 16. Benedict'in İslam dinine ve Hazreti Muhammed'e yönelik hakaret içeren açıklamalarına tepkiler büyüyor.
SABAH - Almanya'da bir üniversite yaptığı konuşmada, "İslam'da tanrı ile akıl arasında ayrılmaz bir bağ yok. İslami cihat akla ve Tanrı'ya karşı" açıklamasının yanı sıra Bizans imparatoru Paleologos'un, "Muhammed sadece kötü ve insanlık dışı şeyler getirdi." sözüne yer vermesi tepkiler gün geçtikçe artıyor.
Bir tepki de Bolu Termal Otel'de iki günlük bir toplantı düzenleyen Türkiye Diyanet ve Vakıf Görevlileri Sendikası (Diyanet-Sen)'ndan geldi.
Toplantı öncesinde bir açıklama yapan Diyanet-Sen Genel Başkanı Avukat Ahmet Yıldız, İslam'a ve Hazreti Peygamber'e hakaret eden Papa'ya önümüzdeki günlerde suç duyurusunda bulanacaklarını söyledi.
"Uslubü beyan, aynı ile insan" diyen Yıldız, özür dilememesi halinde Papa'nın Türkiye'ye gelmemesini istedi. Papa'ya bir çift sözlerinin olduğunu açıklayan Yıldız, "İnsan konuşması ile kendini tarif eder.
Yıldız, "Papa, Peygamber Efendimiz'e yönelik sözleri ile kendini ve kendi haçlı zihniyetini tarif etmiştir. Bizim inancımız Hıristiyanlık ve Hazreti İsa hakkında Papa gibi konuşmaya müsaade etmemektedir. Bu hakaretleri ve tahrikkar sözlerinden dolayı Papa'yı Müslümanlardan özür dilemeye çağırıyoruz. Papa özür dilemezse onu istemiyoruz ve ülkemize gelmesin diyoruz. Diyanet-Sen olarak önümüzdeki pazartesi günü bu hahrikkar ve hakaret dolu ifadeleri karşısında suç duyurusunda bulunacağız." diye konuştu.
Bu arada Genel Başkan Yıldız'ın Papa'ya yönelik konuşmasını alkışlarla destekleyen sendika üyeleri papayı protesto etti.

İşadamı rüşvet iddiasını anlattı
Tapulu, imarlı, ruhsatlı arsasına rüşvet istediği için Tepecik Beldesi Belediye Başkanı’nı yakalatan ve hapse attıran işadamı Hasan Bayraktar, "Bunu yasalara saygılı biri olarak yaptım. Yaptığım şövalyelik değil. Her vatandaş bunu yapmalı" dedi.
TEPECİK Beldesi’nin AKP’li Belediye Başkanı Rafet Yıldız’ı 100 bin YTL rüşvet istediği gerekçesiyle sivil jandarma ekiplerine suçüstü yaptırarak yakalatan işadamı Hasan Bayraktar, bugüne kadar hiç kimseye bir kuruş rüşvet vermediğini, bundan sonra da vermeyeceğini söyledi. Yasalara saygılı ve gereğini yapan bir vatandaş olarak 52 yıldır yaşadığını belirten Bayraktar, "Allah’a verecek bir can borcum var. Bir Allah’ın kulundan korkmam. Ben şövalye değilim. Her dürüst vatandaşın yapması gereken bu. Ancak bu şekilde rüşvetin ve yolsuzluğun önüne geçeriz" dedi.
KÜFRETTİM, SUSTU
Belediye Başkanı’na makamında küfrettiğini ve bunu da aynen Savcılık’taki ifadesine yazdırdığını belirten Bayraktar şöyle konuştu: "Makama küfrettiren bir belediye başkanının orada oturmaması lazım. Oturuyorsa da beni şikayet etmesi lazım. Niye etmiyor? Belki başka kurumları üzerime verebilirler. Versinler. Biz buradayız. Evim belli iş yerim belli. Ticari faaliyetlerim var. Kessinler kesebilirlerse. Kimsenin böyle bir şey yapacağına da inanmıyorum. Çünkü ben bir vatandaş olarak herkesin yapması gerekeni yaptım."
VERMEDİM, VERMEM
Türkiye’de rüşvet almanın bakkaldan sigara almak gibi günlük bir olay olarak algılandığını belirten Bayraktar, "2003 yılbaşında Susurluk’ta polis ehliyetimi aldı. Bir yıl içinde 5 kere hız haddimi aştığım için. Ben polise orada 50 YTL rüşvet verseydim ehliyetim cebimde olurdu. Benim ehliyetim hálá orada. Gidip almadım. Ben 50 kuruş kimseye rüşvet vermedim, bundan sonra da vermem. Ama ihtiyacı olanlara milyarlarca yardım ettim" diye konuştu.
100 bin YTL istedi/_newsimages/2163700.jpg
Tepecik’in AKP’li Belediye Başkanı Rafet Yıldız, işadamı Hasan Bayraktar’ın Jandarma Karakolu’na bitişik imarlı, tapulu 1650 metrekarelik arsasına 450 metrekarelik inşaat ruhsatı verdi. Bitişik binalara 4 kat izni veren Yıldız, hiç bir gerekçe göstermeden mühürleyip tutanak dahi tutmadığı inşaattan mühürü çıkarmak için 100 bin YTL rüşvet istedi. Bayraktar, "Ya 100 bin YTL’yi verirsin ya da o inşaatı başına yıkarım" diyen başkanı savcılığa şikayet edip yakalattı.
Avukatı itiraz etti Yıldız serbest kaldı
Tapulu, imarlı ve projesi onaylanmış inşaat için rüşvet vermeyi reddeden işadamı Hasan Bayraktar’a ilk önce kamyondan yola bir ayakkabı büyüklüğünde toprak düştü diye ceza kesildi. Cezayı ödeyen Hasan Bayraktar, başkana çıkıp "Ben rüşvet vermem" diye çıkıştı. "Ya bu parayı ödersin ya da inşaatı başına yıkarım" diyen Başkan Rafet Yıldız hiç bir gerekçe göstermeden inşaatı mühürletti. Hasan Bayraktar Büyükçekmece Savcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Harekete geçen sivil jandarma ekipleri beraberindeki Hasan Bayraktar’la birlikte Rafet Yıldız’la görüşmeye gitti. Başkan Rafet Yıldız, mühürün açılması için Bayraktar sivil jandarmayla Savcılık Jandarma kanalıyla inceleme başlattı. Mühürü açtırmak isteyen Bayraktar’dan sivil jandarma ekiplerinin yanında rüşvet isteğini yineleyen başkan gözaltına alındı. Savcılığa sevkedilen Rafet Yıldız, 4 saat süren sorgusunun ardından, "irtikap" kamu görevlisinin rüşvet almasına dair suçundan tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Ancak Rafet Yıldız, avukatı Yusuf Aktaş’ın tutukluluğuna yaptığı itiraz üzerine dün akşam cezaevinden tahliye edildi.
(Hürriyet)

Mahkûmlardan haraç alan 5 gardiyana gözaltı
İzmir’in Urla ilçesindeki cezaevinde bazı mahkumlarla işbirliği yaparak tehdit ve baskıyla haraç alan 5 gardiyan gözaltına alındı.
Gardiyanların cezaevine uyuşturucu ve cep telefonu sokup pazarladıkları iddia ediliyor.
Urla Cezaevi’nden tahliye olan bir mahkumun Cumhuriyet Savcısı Murat Gök’e başvurarak, cezaevinde infaz koruma memurlarıyla bazı mahkumların illegal işler yaptığı yönünde şikayette bulunması üzerine inceleme başlatıldı. Yaklaşık 1,5 aydır devam eden takibin ardından, Savcı Gök’ün talimatıyla cezaevine operasyon düzenlendi. Operasyonda, cezaevinin başgardiyanı M.T. ve 4 infaz koruma memuru gözaltına alındı. Cezaevinde yapılan aramalarda ise uyuşturucu ve cep telefonları ele geçirildi. Gözaltının ardından daha önce cezaevinde kalan ve halen kalmakta olan çok sayıda kişinin ifadelerinin alındığı bildirildi. Gözaltındaki infaz koruma memurlarının, bazı mahkumlarla oluşuma girerek, zorla ve tehditle haraç aldıkları, vermeyenleri mahkumlara darp ettirdikleri, cezaevine soktukları uyuşturucu hap, esrar ve cep telefonlarını mahkumlara sattıkları, cezaevi telefonunu para karşılığı kullandırdıkları, ailelerin getirdiği yiyeceklere el koydukları ve bazı mahkum yakınlarına sarkıntılık ettikleri öne sürüldü.
Hasan Çilingir, İzmir

Polislere soru zanlıya kelepçe
"Yem" diye serbest bırakılan linç zanlısı İrfan Can dün tutuklandı. Zanlının serbest bırakıldığı SABAH'ta haber olunca savcı, polis müdürlerini "sorguladı".
İsmailağa Camisi'nde linç edilen Mustafa Erdal için "Onu tutup minbere doğru fırlattım" dediği halde diğer zanlılara ulaşma gerekçesiyle "yem" diye serbest bırakılan İrfan Can dün gözaltına alındı. Mahkemeye çıkarılan linç zanlısı tutuklandı.
AMİR VE 5 POLİSİ ÇAĞIRDI
Zanlının yem diye serbest bırakıldığı dün SABAH'a konu olunca, Fatih Savcısı Mehmet Ocak, 3 emniyet müdürü, bir emniyet amiri ve beş polis memurunu makamına çağırıp görüştü. Bu arada altı kişi linç olayıyla ilgili tanık olarak ifade verdi.
Camide linç olayı polis teşkilatını da sarsıyor
İsmailağa Camisi'ndeki çifte ölümle ilgili İrfan Can tutuklanırken, savcılığın 3 emniyet müdürü ve bir emniyet amiri ile 5 polis memuru için soruşturma başlatacağı öne sürüldü.
İsmailağa Camisi'nde imam Bayram Ali Öztürk'ü öldüren Mustafa Erdal'ın linç edilmesi olayının zanlısı olarak yakalandıktan sonra savcının diğer zanlılara ulaşmak için serbest bıraktığı ileri sürülen İrfan Can, dün tutuklanarak cezaevine konuldu. Can, adliye çıkışı "Allah bana yeter" diye bağırdı. Çifte cinayetle ilgili soruşturmayı yürüten Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ise 3 emniyet müdürü ve bir emniyet amiri ile 5 polis memuru hakkında soruşturma başlatacağı ileri sürüldü. 7 kişi de tanık olarak dinlendi. SABAH, dünkü sürmanşetinde, İsmailağa Camisi'nde yaşanan linç olayının zanlılarından biri olan İrfan Can'ın polis tarafından yakalanıp, savcılık tarafından diğer zanlılara ulaşabilmek için serbest bırakıldığı iddiasına yer vermişti. Bu haber üzerine dün sabah 10.15'de Fatih Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Ocak, İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Tayfur Erdal Ceren, Asayiş Şube Müdürü Mustafa Kızılgüneş, Fatih İlçe Emniyet Müdürü Cahit Gök ve Cinayet Bürosu'ndan sorumlu emniyet amiri Ramazan Kocabıyık ile cinayet bürosunda görevli 5 polis memurunuPOLİSLER ADLİYE ÇEVRESİNDE KUŞ UÇURTMADI... İrfan Canın Akrep denilen zırhlı polis aracıyla getirilip götürüldüğü Fatih Adliyesi çevresinde resmi ve sivil polis tarafından sıkı bir güvenlik çemberi oluşturuldu. Polis Canın resminin çekilmesini önlemeye çalıştı.bilgi için çağırdı. Bu arada Fatih'te oturan ve marangozluk yaptığı belirtilen Can da telefonla aranarak Emniyet'e davet edildi ve gözaltına alındı.
POLİS ŞOV
Saat 11.00'de zırhlı polis aracı "akrep"le çıkartılan Fatih Adliyesi'ne getirilen Can için polis ekipleri tarafından adliye binası çevresinde etten duvar örüldü. Can, Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesi'nce "Tahrikle adam öldürmek ve suç şüphesinin yoğun olması" suçundan tutuklandı. "Müvekkilim İrfan Can, günah keçisi seçildi" diyen Can'ın avukatı Osman Karahan, "Daha önce tanık olarak verdiği ifadesinde, Mustafa Erdal'ı mihraba fırlatıp attığını söylediği ileri sürülüyor. Ancak bu yanlış. Tam ifadesinde 'Olay anında linç edilen maktülle çarpıştık' demiş" dedi. Öte yandan Fatih Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Ocak'ın görüşmeye çağırdığı, 3 emniyet müdürü ve bir emniyet amiri ile 5 polis memuru hakkında soruşturma açacağı ileri sürüldü. Ceren, adliye çıkışında "Bir gazeteci haber yapıyor, bizim başımız kopuyor" dedi.
Ali BALCI - İSTANBUL / MERKEZ

AB Komisyonu ‘eksik var’ diyor
Avrupa Birliği Komisyonu’nun 24 Ekim’de yayımlayacağı ilerleme raporunun siyasi kriterlerle ilgili bölümü tamamlandı. Taslak raporda, Türkiye’deki insan hakları ve ifade özgürlüğündeki eksikliklere dikkat çekiliyor.
NTV
BRÜKSEL - Taslak raporda, ifade özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması konusunda herhangi bir gelişmenin yaşanmadığı vurgulanıyor.
AB Komisyonu yetkilileri, Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesinin hakimler ve savcılar tarafından özgürlükçü olmayan bir şekilde yorumlandığını, kanunun AB standartlarına göre yeniden düzenlenmesi gerektiğini savunuyor.
Taslak raporda Kıbrıs konusunda da, çözüme yönelik hiçbir gelişmenin olmadığı belirtiliyor.
Türkiye’nin ek protokolden doğan yükümlülüklerini yerine getirmeye niyetli olmadığının vurgulandığı raporda, Rum bandıralı gemilerin halen Türk limanlarına giriş yapamadığı kaydediliyor.
Taslak rapor, TBMM’nin 19 Eylül’de yapacağı olağanüstü toplantının ve dokuzuncu uyum paketinin oylanmasının ardından bir kez daha gözden geçirilecek.

Kretschmer’den 301 uyarısı
Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu Başkanı Hans Jörg Kretschmer, Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesinin değişmesinin yetmeyeceğini, tümüyle kaldırılması gerektiğini belirtti.
Kretschmer, CNN Türk’ün sorularını cevaplandırırken, ifade özgürlüğü konusunda eleştirelirin odağa olan TCK’nın 301. maddesinde bir değişiklik beklemediklerini kaydederek, “Ben 301’inci maddenin toptan kaldırılmasından yanayım. Çünkü bu yasa çok suistimal edildi. Birçok kişi bu yasadan yargılandı. Evet sonunda çoğu beraat etti ama yargı süreci bile taciz haline geldi” dedi.
Bu sorunun çözümünün iki tarafın da çıkarına olduğunu söyleyen Kretschmer, “Biz Ek Protokolün uygulanmasını bekliyoruz. Ancak Türk hükümetinin bu konuda siyasi gerekçelerle adım atamıyor olmasını da anlıyoruz” diye konuştu.
Kretschmer, önümüzde yaklaşan iki önemli seçimin olduğunu belirterek, “Ama tüm çabalara rağmen geçici de olsa bir çözüm bulunabilir mi, emin değilim. Sonuçta 25 üyenin uzlaşması gerekiyor” dedi.
Türkiye’de ifade özgürlüğü alanında yaşanan sıkıntılara dikkat çeken AB yetkilis, ifade özgürlüğüne ilişkin yasalarda önemli birkaç maddenin bulunduğunu belirtti. Kretschmer, 301. maddenin ‘sembolik’ bir değeri olduğunu ifade ederek, söz konusu maddenin ‘ifade özgürlüğü açısından çok büyük bir etkisi olabilecek bir madde olduğunu bildirdi.
PKK’nın tırmanması ile demokratik reformlar arasında bir bağlantı kurulmaması gerektiğini dile getiren Kretschmer, reformların tüm insanların yararına olduğunu, ifade özgürlüğünün korunmasının önemli olduğunu ifade etti.

"Masum halk ile terörist ayırt edilmeli"
Başbuğ, Diyarbakır'daki olayları değerlendirdi
Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ, Diyarbakır'daki olaylarla ilgili olarak, ''terörle mücadelede masum halk ile terörist ayırt edilmeli ve bölge halkının bütününe terörist gözüyle bakılmamalı'' dedi.
Van'ın Erciş ilçesinde dün PKK üyeleriyle çıkan çatışmada hayatını kaybeden iki askerin cenaze töreninde konuşan Başbuğ, terör örgütüyle mücadelelerinin süreceğini söyledi.

Orgeneral Başbuğ, ''kanlı terör örgütü yok edilinceye, etkisiz hale getirilinceye kadar, kırsalda ve şehirlerde terörist kalmayıncaya kadar mücadelemiz bu şekilde devam edecektir'' diye konuştu.

Terörle mücadeledeki kararlılıklarının altını çizen Başbuğ, "bundan kimsenin en ufak şüphesi olmasın. Bunun dışında düşünülebilecek diğer bütün hareket tarzları, sadece ve sadece bölücü terör örgütüne taviz vermek demektir" ifadesini kullandı.
Şehitlerin ailelerinin acılarını paylaştıklarını ifade eden Başbuğ, şehit ailelerinin bundan sonra çocuklarıyla birlikte kendi aileleri, evlatları olduğunu ve silahlı kuvvetler olarak bundan sonra bu ailelere sahip çıkacaklarını kaydetti.

''Örnek bir operasyon''

Başbuğ dün Erciş kırsalında gerçekleştirilen operasyonun iç güvenlik tarihine geçecek örnek bir operasyon olduğuna dikkat çekti ve "gerek planlanması, gerekse icrasıyla gerçek anlamda ders alınacak üstün ve başarılı bir harekettir. Bu harekette, bu operasyonda, devletine, güvenlik güçlerine silah çeken altı hain terörist etkisiz hale getirilmiştir. Hiçbir zaman unutmayalım ki bu hainler devletine ve silahlı güçlerimize silah kaldırmış, ateş etmiştir ve hak ettikleri cezayı da bulmuşlardır'' şeklinde konuştu.

Başbuğ konuşmasında Diyarbakır'da 12 eylülde meydana gelen ve 10 kişinin ölümüyle sonuçlanan saldırıyı da değerlendirdi.

Başbuğ, ''bölge insanı bizim insanımız, vatandaşımız, yurttaşımızdır. Onların duyduğu acı bizim acımızdır. Hiçbir zaman unutulmamalıdır ki terörden en çok zarar gören bölge halkıdır. Birkaç gün evvel Diyarbakır'da meydana gelen olay hepimizin yüreğini yaktı. Ben Diyarbakır'daki patlama olayını lanetliyorum" dedi.

''Masum halk ile terörist ayırt edilmeli''

Başbuğ, terörle yapılan mücadelede masum halk ile teröristin ayırt edilmesi ve bölge halkının bütününe terörist gözüyle bakılmaması gerektiğini vurguladı.

Orgeneral, "bölge halkının devletin ve güvenlik güçlerinin yanında ve desteğinde olması, bu mücadelenin daha kolay ve başarılı bir şekilde yürütülmesi için elzemdir, zorunludur. Terörle mücadele, topyekun ve kararlılıkla bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da aynen yürütülecektir" şeklinde konuştu.

Sanal dedektifler gözaltına alındı
casus.net adıyla İnternet sitesi kurarak sanal detektiflik hizmetleri verdiklerini ilan edip, vatandaşları dolandırdıkları bildirilen bir şebeke ortaya çıkarıldı.
Şebekeye, en çok eşinin kendisini aldattığını düşünen kişilerin başvurduğu belirtildi. Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı Bilişim Suçları ve Sistemleri Şube Müdürlüğü, internet kullanıcılarının e-posta hesaplarına gelen ''Sanal Detektif Hizmetleri'' başlıklı reklam mesajlarını takibe aldı.
Kendilerini sanal detektif olarak tanıtan kişilerin ''Uzakdoğudan gelen özel bir teknoloji' sayesinde, ücret karşılığında istenilen telefonların geçmişe ve ileriye yönelik ses kayıtlarını yapabileceklerine, SMS izlemesi, internet üzerindeki tüm şifre ve e-posta şifreleri ile içerik bilgilerini takip edebileceklerine'' ilişkin hizmet verdiklerini belirten mesajları nedeniyle Ankara Cumhuriyet Savcılığının talimatıyla çalışma başlatıldı.
''Casus.net'' adlı siteyi 6 ay takibe alan polis, şebekenin, siteye başvuran kişilere bankaya ücretlerini havale ettikten sonra hizmet verebileceklerini bildirdikleri, daha sonra para yatıran vatandaşların telefonlarına çıkılmadığı, oyalandığı, şantaj yapıldığı ve tehdit edildiği belirlendi.
Şüpheli kişilerin banka hesap hareketleri, teknik dinleme ve izleme faaliyetlerinin ardından Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığının koordinasyonunda Ankara, Konya, Kayseri ve Çanakkale'de operasyon başlatıldı.
-ÖRGÜTÇÜLÜKTEN DETEKTİFLİĞE-
Operasyon kapsamında Fatih E, Kerem Ç, Rıdvan A, Hüseyin S. ve Hüseyin E. Ankara Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Mali Büro Amirliği tarafından gözaltına alındı. Gözaltına alınan kişilerden Fatih E'nin yasadışı dinci bir örgütle bağlantısı bulunduğuna dair polis kayıtları olduğu bildirildi.
Piyasayı yaklaşık 50 bin YTL dolandırdıkları tespit edilen şebekeye, en çok eşi tarafından aldatıldığı kuşkusuyla başvuranların oluşturduğu kaydedildi. Gözaltına alınan kişilerden Hüseyin S. ve Hüseyin E. savcı talimatıyla emniyette alındıktan sonra serbest kalırken diğer 3 kişi mahkemeye gönderildi
(aa)

MLKP'de 3 tutuklu daha
İstanbul başta olmak üzere, 8 ilde eş zamanlı olarak gerçekleştirilen "Gaye" operasyonunda yakalanan aralarında örgütün yöneticilerinin de bulunduğu 20 kişinin ardından dün de örgüt üyesi olduğu iddia edilen 3 kişi daha tutuklandı. Muğla'da gözaltına alınarak İstanbul'a getirilen Fethiye Ok, Soner Çiçek ve Bilgi Tağaç, polisteki işlemlerinin tamamlanmasının ardından, Beşiktaş'ta ki İstanbul Adliyesi'ne çıkarıldı.
Veli SARIBOĞA

Şeref Can'ın annesine suç duyurusu
ECEABAT Cumhuriyet Başsavcılığı, Gelibolu gezisi sırasında adli makamlara başvurarak 2.5 yaşındaki çocuğu Şeref Can'ın kaybolduğunu bildiren anne Yıldız E. hakkında suç duyurusunda bulundu. Savcılık, küçük oğlunun kaybolduğu iddiasıyla aylarca kamuoyunu meşgul eden, ancak 4 ay sonra çocuğunun daha önce ilişki yaşadığı Ahmet Delican adlı kişide olduğunun ortaya çıkması ile skandala dönüşen olayla ilgili Yıldız E. hakkında, 'adli makamlara yalan beyanda bulunduğu' gerekçesiyle, Eceabat Asliye Ceza Mahkemesi'ne suç duyuru-
sunda bulundu.
KAMUOYUNU MEŞGUL ETTİ
2 Ağustos'ta İstanbul'da yapılan operasyonla Şeref Can, öz babası olduğunu iddia eden Ahmet Delican'ın evinde 4 ay sonra bulunmuştu. Delican, olaydan anne Yıldız E.'nin haberdar olduğunu, ara sıra oğlunu ziyaret ettiğini ileri sürmüştü. Çocuğun kayıp olduğu süre zarfında ise, Yıldız E., Başbakan Erdoğan'a bile mektup yazmış, internette yardım kampanyası başlatmıştı. Olayın ortaya çıkmasından sonra Turgay E., eşine sahip çıkmış, yalnız bırakılmak istediklerini, durumun özel bir mevzu olduğunu, terapi göreceklerini söylemişti.

Şişman garsonlar, kendilerini işten çıkaran lokantaya dava açtı

ABD’nin New York kentindeki lüks bir lokantada çalışan iki kadın garson, şişman oldukları gerekçesiyle işten çıkarılınca lokanta aleyhine 15 milyon dolarlık tazminat davası açtı.
(16 Eylül 2006 Cumartesi)

27 yaşındaki Kristen McRedmond ve 25 yaşındaki Alexandria Lipton isimli iki garson, kendilerini temmuz ayında işten çıkaran Sutton Place isimli lokantada kilolarını kaydettirmeye zorlandıklarını ve cinsel tacize maruz kaldıklarını iddia etti. Manhattan’daki eyalet Yüksek Mahkemesi’nde görülen davanın kayıtlarına göre, lokantanın idari personelinden erkek memurlar kadın garsonlara kaç kilo olduklarını sorarak cevapları bir deftere not etti. Garsonların ağırlıklarını diğer lokantaların personelininkiyle kıyaslamak isteyen lokanta yönetimi, kaydettiği değerleri internetteki bir web sitesinde yayımladı. Dava dosyasındaki iddialara göre, lokanta müdürünün odasında bulunan bir baskülde tartılmaya zorlanan kadın garsonlardan vücut hatlarını belli eden dar kıyafetler giymeleri istendi. lokantanın avukatı iki genç kadının başka bir sebepten işten çıkarıldıklarını söylemekle yetindi.


Candan Erçetin’in telefon duyarlılığı
16 Eylül 2006 Cumartesi
İSTANBUL - Toplumsal olaylara ve hukuksal düzenlemelere oldukça saygılı ve sorumluluk sahibi olan Candan Erçetin; geçtiğimiz günlerde çeşitli gazete ve internet sitelerinde “Uçakta telefonunun çaldığı ve yolcuların buna tepki gösterdiği” yayınlanmıştı. Bunun üzerine olayın doğru olmadığını belirten Candan Erçetin yaptığı yazılı açıklamada “Bugüne kadar yapmış olduğum hiçbir uçak yolculuğunda cep telefonumu açık tutmadım. Hem bir sanatçı, hem de vatandaş olarak bütün düzenlemelere son derece saygılı ve sorumluluk sahibi kişiyim, hakkımda çıkan bu tip haberler gerçeğe tümüyle aykırıdır” dedi.

Ağır hakaretlerin ardından uzlaştılar
Petek Dinçöz ile Kaya Çilingiroğlu arasındaki dolandırıcılık suçlamasıyla başlayıp karşılıklı hakaret davasına varan anlaşmazlık tatlıya bağlandı. Birbirlerine dava açan Kaya Çilingiroğlu ve Petek Dinçöz "Birbirimizi yanlış anlamışız" diyerek davadan vazgeçti.
Ağır hakaretlerin ardından uzlaştılar
Petek Dinçöz ile Kaya Çilingiroğlu arasında dolandırıcılık suçlamasıyla başlayıp karşılıklı hakaret davasına varan anlaşmazlık tatlıya bağlandı. Mahkemelik olan taraflar "Birbirimizi yanlış anlamışız" deyip, davadan vazgeçti. Şarkıcı Petek Dinçöz'ün Kasım 2005''te ayında Türkiye Engelliler Spor Yardım ve Eğitim Vakfı (TESYEV) yönetim kurulunda bulunan Çilingiroğlu'nun vakfa aktarması için yaptığı bağışı yerine iletmediğini söylemesiyle başlayan karşılıklı ağır suçlamalar mahkemeden döndü. "Dolandırıldım mı? Kaya paraları 'iç' mi ediyor?" sözleri sevgilisi Can Tanrıyar'a ait internet sitesinde yayınlanan Dinçöz'e, Çilingiroğlu da "Benim için herkes her şeyi söyleyebilir. 'Karısını aldattı, kavga etti, küfür etti' diyebilir. Ama 'dolandırıcılık yaptı, vakfın paralarını hiç etti' diyemez" sözleriyle cevap vermişti. Olaylar üzerine iki ünlü birbirlerine dava açmıştı.
MAGAZİN

‘Tecavüzde’ 3’üncü kişi var mı?

Mahkeme bu kez, Gökhan Demirkol’la, Gamze’nin görüntülerinin sinema ve iletişim alanında akademik kariyeri olan bilirkişiler tarafından incelenmesini istedi...

Acaba bu görüntüleri Gökhan Demirkol değil, üçüncü bir kişi mi çekti... Çekilen görüntüler olaya kesin tecavüz teşhisi koyduruyor mu?.. Biz de bilirkişi konumundaki bilimadamlarına sorduk... İşte yanıtları:

Doç. Dr. Selçuk Hünerli:
Görüntülerde kamerayı tutan kişinin hareketleri kameranın hareketlerine de yansıyor... Kesinlikle 3. bir kişi yok... Sinema teknikleri açısından olayın tecavüz olup olmadığını anlamak mümkün değil...

Devrim Erdoğan: Araştırma görevlisi
Görüntüleri 3. kişi çekmiyor... Görüntüleri Gamze Özçelik’le beraber olan Gökhan Demirkol çekiyor... Kamera açıları ve hareketliliği kesin kanıt...


Metrocity'de kumar evi
ASAYİŞ Şubesi Ahlak Bürosu, Levent'teki Metrocity'nin 27'nci katında bulunan rezidansa, bir ihbar üzerine baskın düzenledi. Kumar oynatıldığı gerekçesiyle yapılan baskında, rezidansın sahibi Atakan Özcan ve eski hakemlerden Özcan Oal'ın yanı sıra 9'u kadın 20 kişi gözaltına alındı. Evde yapılan aramada, poker masası, 4 adet black jack masası, oyun pulları ve kumar kağıtları bulundu. Evin giriş kapısında güvenlik kamerası bulunduğu ve bunun dışarıyı kontrol altında tutmak için kullanıldığı belirtildi. Gözaltına alınan zanlılar, Asayiş Şube Müdürlüğü'nde yapılan sorgulamalarının ardından serbest bırakıldı.
Ali ESER / İSTANBUL

Milas'ta 4 ayaklı cephane yakalandı
Muğla'nın Milas ilçesinde düzenlenen operasyonda terör örgütü mensubu olduğu iddia edilen 4 kişi ile birlikte 10 kilogramdan fazla plastik patlayıcı ele geçirildi.
Kenan Gürbüz - Ferdi Aşıcı'nın haberi
AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, Muğla'nın Milas ilçesinde Milas Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından düzenlenen operasyonda terör örgütü mensubu olduğu iddia edilen 4 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınan kişilerin kaldıkları yerlerde ise 10 kilogramdan fazla plastik patlayıcı madde bulundu.
Ele geçirilen plastik patlayıcının A-4 veya C-4 cinsi patlayıcı madde olduğunu belirten yetkililer, patlayıcının cinsinin tespiti için İzmir'de bulunan polis laboratuvarına gönderildiğini belirttiler.
-OPERASYON HAKKINDA BİLGİ ALDI-
Muğla Emniyet Müdürü Mehmet Emin Körpe ise Milas Emniyet Müdürlüğüne gelerek operasyon hakkında bilgi aldı. Körpe, AA muhabirine ''Gözaltına alınan şahıslar var. Ele geçirilen plastik patlayıcı madde var. Olayla ilgili bu aşamada ayrıntılı bir şey söylemek için erken. Soruşturma sürüyor'' dedi.
(aa)

Y A Z A R L A R

Linci kim başlattı?
Mine G. Kırıkkanat (16.09.2006)
11 Eylül’de Türk medyaları da tüm dünya gibi terörün 2001’de yıktığı New York’taki ikiz kulelerin 3025 kurbanını andı. Bazı dünya medyaları insaflı davrandı, 11 Eylül 1973’te, Şili’yi kalbinden vuran darbeyi de hatırlattı.
ABD’nin Şili’de General Pinochet eliyle yaptığı darbenin bilançosu 10 bin ceset, 3197 kayıp, 150 bin kişinin işkenceye tabi tutulduktan sonra hapsi ve 1 milyon kişinin göçüyle sonuçlanan kurşun yıllarıydı.
Ne var ki Türk medyası, ne Şili’nin 11 Eylül’ünü andı, ne de zaten birkaç yazar dışında, Türkiye’nin “ertesi günü” 12 Eylül’ü. Bir tek televizyon Kanal Türk, kapsamlı ve tüyler ürpertici bir tarihçe yayınladı 12 Eylül 1980 hakkında. Oysa...
Eğer bugün Türkiye bölünmek tehlikesi karşısındaysa, solcu Kürtleri inanılmaz bir gaddarlıkla ezip isyana sürükleyen ve PKK’yı ve Kürtçülük akımını yaratan 12 Eylül mezalimidir.
Eğer bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri irtica tarafından yıkılıyorsa, o irticayı hortlatmak, Amerikalılar’ın güdümündeki 12 Eylül cuntasının marifetidir.
Eğer bugün Türkiye imam hatip kaynıyor ve Diyanet İşleri’ne alınan imamlar, yatay geçişle başta Milli Eğitim, tüm bakanlık kadrolarına dolduruluyorsa, fikir babası “netekim” Amerikancı ve “yeşil kuşak”çıdır.
Eğer bugün Türkiye’de İslâmiyet siyasallaştı, tarikatlar partileştiyse ve karşı politika yapmak isteyen gençler 30 yıl önceki sloganları atıyorsa hâlâ, toplumsal belleğin edinimleri 12 Eylül 1980’de silindiği ve düşünce tarihi “vurularak” durdurulduğu içindir.
12 Eylül 1980 darbesini izleyen iki yıl içinde 650 bin kişi gözaltına alınmış, 210 bin davada 230 bin kişi sıkıyönetim mahkemelerinde yargılanmıştır.
Her mahalle karakolunda işkence hücresi kurulmuş, genç yaşlı binlerce kişi işkenceden geçirilmiş, yüzlercesi sakat kalmış, öldürülmüş ve 9 bin 962 sorumluya işkence soruşturma ve davası açılmak “zorunda” kalınmıştır.
21 bin 764 kişi örgüt üyeliğinden hüküm giymiş, 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarılmıştır.
50 kişi asılarak idam edilmiş, 17 yaşındaki bir mahkumu asabilmek için yaşı büyütülmüş, cunta başı Kenan Evren, “Asmayalım da besleyelim mi?” demiştir.
1 milyon 683 bin kişi “fişlenmiş”, 15 bin 509 öğretim görevlisi üniversitelerden atılmış, 18 bin memur, 2000 yargıç ve savcı, 4000 polis, 2000 subay ve 5000 öğretmenin işine son verilmiştir.
23 bin dernek, tüm sendikalar ve partiler kapatılmış, YHK eliyle sendikacılık çökertilmiş, işçi liderleri tasfiye edilmiş, grev hakkı yasaklanmıştır.
Basına sansür konulmuş, 113 bin 607 kitap yakılmış, 39 ton kitap ve dergi kağıt fabrikalarında hamur yapılmıştır.
937 sinema filmi yasaklanmış, 2792 yazar, çevirmen ve gazeteci toplam 3315 yıl ve 3 ay hapis cezasına çarptırılmışlardır.
12 Eylül cuntası, 1961 Anayasası’nı lağvetmiş, okullarda din dersini zorunlu kılarak laik eğitimi budamış, toplumsal düşünceden kopardığı özgür ve laik bilincin yerine bugünkü İslâmcı zihniyeti yerleştirmiştir.
12 Eylül cuntası, 1982 Anayasası’yla bütün yaptıklarından ötürü yargılanmamayı da hükme bağlamıştır.
Başta Kenan Evren, bu cuntanın bugün de taraftarları var. “Terör vardı, millet birbirini vuruyordu, 5000 kişi öldürüldü, durdurmak gerekti” diyorlar. Doğrudur. Ama 12 Eylül öncesi, 12 Eylül sonrası yapılan ölçüsüz mezalim ve yarattığı ne sosyal, ne de entelektüel travmayı haklı gösteremez.
Türkiye’de hukuk devletinin linci, 12 Eylül 1980’de başlamıştır.
Kenan Evren ve cuntacılar, yargılanmalıdır. Türkiye bu tarihiyle hesaplaşmadan, ne irticayla başa çıkabilir, ne de ayrılıkçılıkla.

Başkan’ın açıklaması

YARGITAY Birinci Başkanı Sayın Osman Arslan, "Yargıtay ve Laiklik" konulu yazımıza aşağıdaki açıklamayı gönderdi. Bunun karşılığını yarın vermek üzere açıklamayı aynen yayınlıyoruz:
"Sayın Oktay Ekşi, 13 Eylül 2006 günü yayınlanan başyazınızla ilgili olarak kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla aşağıdaki hususların açıklanması zorunlu görülmüştür.
1- Sayın Ekşi, yazınızda ’Anayasamızda ve öteki yasalarımızda ’laikliğin tanımı’ diye yazılmış ne bir başlık ne de onu izleyen, ’laiklik şu şu demektir’ türünden bir sözcük vardır. Laikliğin tanımını bu şekilde ararsanız ’laikliğin tanımı burada yok’ diyebilirsiniz’ şeklinde düşüncenizi belirtmektesiniz.
Ben ise konuşmamda ’Anayasa laikliğe özel önem ve değer vermiş, bu bağlamda Anayasa’nın başlangıç bölümü ile 2, 4, 6, 10, 14, 15 ve 24. maddelerinde laiklikle ilgili hükümlere yer verilmiş ise de laikliğin açık tanımı yapılmamıştır’ diyorum (Konuşma kitapçığı sh. 13).
Ben açık tanım yok ifadesini kullanırken; siz, tanım yok demektesiniz. Ben yalnız Anayasa’dan söz ederken; siz, Anayasa ve yasaları konu ediyorsunuz. Söyleminizin bu biçimiyle de yani Anayasa ve yasalarda tanım olmadığını belirtmekle; beni doğrulamakla kalmıyor, benden de ileri gidiyorsunuz. Öncelikle bu hususu vurgulamak isteriz.
Tanım, hüküm, düzenleme... gibi terimlerin anlamları ve ifade amaçları farklıdır. Türkçe’mizi en iyi bilen ve kullanan yazarlardan biri olarak bunu elbette siz de bilirsiniz. Anayasa’da laikliğe özel önem ve değer verildiği belirtilerek açıklama yapılmıştır. Bu konuda farklı düşünmediğimiz de ortadadır. Ancak siz, Anayasa ve yasalardaki hüküm ve düzenlemeleri kastederek ’...laikliğin ne anlama geldiğini gösteren binlerce, onbinlerce tanımı vardır’ diyorsunuz. Bu ifadeniz, görüşünüzle çelişkiye düşmemiş midir? Ben AÇIK TANIMDAN söz ettiğim halde; neden sıfat olan AÇIK sözcüğünü kullanıyor, bu sözcüğü geçiştiriyorsunuz?
Açık tanım, yazınızın ikinci paragrafıyla aynı anlama gelmez mi? Önyargılı olduğunuza ihtimal vermiyor ve inanmak istemiyoruz.
2- Konuşmamda da laikliğin tanımlanması öngörülmemiş, böyle bir dilek ve istekte bulunulmamıştır. Laiklikle ilgili yorum ve değerlendirmeler Anayasa ile Uluslararası Sözleşmelerin açıklanmasından ibarettir.
3- Konuşmada Diyanet İşleri Başkanlığı ile ilgili hiçbir sözcük mevcut değildir. Siz yorum yaparak ve söylemediğim hususları varsayarak bu sonuca ulaşıyorsunuz. Diyanet İşleri Başkanlığı, ülkemize özgü bir kurumdur. Anayasa’mızda ve yasalarımızdaki yerini korumalıdır. Bu teşkilatın kaldırılması ile ilgili görüşlere katılmadığımızı belirtmek isteriz.
4- Yargıtay Kanunu’nun 59/2. maddesi gereğince Başkanlar Kurulu 12.06.2006 tarihinde toplantıya çağrılmış, daire başkanlarının görüş ve önerileri alınmıştır.
Yargıtay’ı Yargıtay Başkanı temsil eder ve Yargıtay adına konuşma Başkan tarafından yapılır (Yargıtay Kanunu 17/1). Yargıtay Başkanı’nın konuşması herhangi bir kurulun denetimine tábi değildir.
5- Yargıtay 138 yıldır ülkesinin hizmetinde olmanın onurunu yaşamaktadır. Yargıtay, Anayasa’nın ve yasaların öngördüğü biçimde çağdaş bir Türkiye istemektedir.
Konuşma kitapçığının 16. sayfasındaki iki paragrafı buraya almak zorundayız.
’Laiklik ilkesinin milli birlik ve beraberliğin, uzlaşı ve toplumsal barışın temel unsuru olduğu bilinmelidir.
Laikliğin koruyucusu yargıdır, Yargıtay’dır. Aklın ve bilimin ışığı altında, ülkemizi çağdaş ülkeler düzeyine çıkarmak, her bireyin hedefi ve özlemi olmalıdır.’
Yukarda belirtildiği biçimde görüş ve öneriler alınmıştır.
Adli yıl açış konuşmasının, anlatım dilinin yoruma gerek duyulmayacak kadar açık ve net olduğunu, muğlak ifadelere yer vermediğini düşünüyoruz. Düşüncemiz ne ise açık yüreklilikle ve kesin ifadelerle anlatılmıştır. Altında farklı düşünceler aramaya, gereksiz yorumlara girmeye, varsayımlarla soru işaretleri yaratmaya lüzum yoktur. Kişiliğimiz ne ise duruşumuz da, söylemimiz de odur. Devletimizin en özel kurumlarından birinin başında ve bu yaşımızda iken ne kişiliğimizden, ne tavrımızdan taviz verecek değiliz.
Saygılarımla."

Belediyeler gelir olsun diye emlak vergisine yüklendi
Erdoğan Sağlam - Milliyet
Emlak vergisini en önemli gelir kaynağı olarak gören belediyeler, vergiyi artırmak için her fırsatı kullanıyor. Yüksek vergiyi ödeyen vatandaşların dava açma hakkı yok. Emlak vergisinde takdir uygulamasına son verilmeli
Belediyelerin en önemli gelir kaynağını emlak vergileri oluşturuyor. Bu nedenle de emlak vergisi tutarlarını artırmak için her fırsatı kullanıyorlar. Dört yılda bir yapılan takdirler belediyeler açısından önemli bir fırsat.
2006-2009 yılları için 2005 yılında yapılan takdirlerde de durum değişmedi. Belediyeler yine yüksek takdirler yapılmasını sağladılar. Çünkü takdirler belediyelerin hakim olduğu takdir komisyonları tarafından yapılıyor. Belirlenen değerlere karşı mükelleflerin dava açma hakkı yok. Bu hakka sahip olan muhtarlar ise belediyeden çekindiği için dava açmıyorlar.
2006-2009 yılları için yapılan takdirler kamuoyunda haklı eleştirilere neden olduğu için bunları düzeltme fırsatı sağlandı. 2005 yılında yapılan takdirlerin gözden geçirilmesi ve gerekli görülenlerin düzeltilmesi öngörüldü. Ancak belediyeler bu olanağı değerlendirmediler.
Takdirleri, beklentilere uygun bir şekilde düşürmek yerine, dalga geçercesine artırmayı tercih ettiler. Yandaki tabloda değeri artırılan bazı yerlere ilişkin bilgiler bulunuyor.
Beş önemli sorun
Yaşanan gelişmeler emlak vergisi sistemimizin sorunlarını tüm açıklığıyla yansıtıyor:
1. Sistem tamamen belediyelerin istediği şekilde yürüyor.
2. Bu vergiyi ödeyen mükelleflerin ne takdir ne de ödeme aşamasında emlak vergi değerlerini dava etme hakkı kabul edilmiyor.
3. Her dört yılda bir yapılan takdirleri yasal düzenleme yapıp gözden geçirmek artık alışkanlık haline geldi. Düzeltmede belediyelere inisiyatif verildiğinde sonuç yine mükelleflerin aleyhine oluyor.
4. Merkez komisyonları çalışmıyor. Çünkü yaptırım gücü yok. Belediyeler istediği gibi at oynatıyor.
5. Emlak vergisinde beyannameyi 2002 yılında kaldırdık, takdir uygulamasına da son vermeliyiz.
Toplumun geniş bir kesimini ilgilendiren emlak vergisine bu sistem yakışmıyor.
Ankara'da emlaka yüksek takdir
ÖNDER YILMAZ, ÜNSAL EREKE, ADNAN KAYA
Ankara'daki birçok belediyede emlak vergisi takdir komisyonlarının, 2006-2009 dönemi emlak vergisi oranını 5-6 kat artırdığı belirlendi. Çankaya'da 200 YTL olan bir caddeye ilişkin emlak vergisi 1200 YTL'ye çıktı.
Ortalama % 500 artış
Çankaya'daki Turan Güneş Bulvarı'nda emlak vergisi 200 YTL'den 1200 YTL'ye yükseltilirken, ortalama vergi artışı oranı yüzde 500 olarak gerçekleşti.
Ankara'nın en işlek yeri olan Kızılay meydanı dahil Atatürk Bulvarı için emlak vergisi 1500 YTL'den 4 bin YTL'ye çıkarıldı.
Yetkililer, Çukurambar gibi daha önce gecekondu olan semtlerde, lüks konutların yapılması nedeniyle yüksek rant alanı oluştuğunu, bu tür yerlerde emlak vergisi artışının da çok daha yüksek gerçekleştiğini kaydetti.
Çukurambar'da emlak vergisi 100-150 YTL'den 800-1000 YTL civarına çıkarıldı.
Başbakan'ın semtinde artış yok
Ankara'nın 600 bin nüfuslu en büyük ilçelerinden biri olan Keçiören'de 2005'te emlak vergisinde yüzde 300 artış yaşandı. Ancak komisyon 2006'da emlak vergi oranlarında artış yapmadı.
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın oturduğu, bu ilçeye bağlı Subayevleri semtinde emlak vergi oranları sokaklarda 150 YTL, caddelerde ise, 450 YTL olarak gerçekleşti.
Yetkililer, emlak vergisinde 2006 için neden artışa gitmediklerini, "2002'den itibaren vergileri her yıl belirleme imkanı doğmuştu. Biz en son 2005'te üç katına varan artışlar yapmıştık. Komisyonumuz 2006 için daha önce belirlediğimiz fiyatların yeterli olduğu kanaatine vardı" diye açıkladılar.
Artış oranları Altındağ'da yüzde 400, Mamak'ta yüzde 60, Yenimahalle'de yüzde 30-50 aralığında oldu.

Avukata eş, dost vergisi!..
Zuhal KIZILOT - STAR
zkizilot@yaklasim.com
Böyle bir vergiyi belki de ilk kez duyuyorsunuz. Gerçi, tam adı ‘Eş-dost vergisi’ değil ama pratikte eş ve dostu olan avukatların, cebinden ödeyecekleri bir vergi...
‘Ne zaman çıktı?’ diye merak edenlere açıklayalım, yıllardır uygulanıyor.
Avukatlara; arkadaşları, komşuları, eşi, çocuğu, amcası, dayısı, kardeşi kısaca bütün sülalesi nedeniyle vergi var. İşin ilginç yanı avukatların bir kısmı, böyle bir vergiyi bilmiyor da olabilirler.
Şimdi bu yazıyı okuyunca öğrenecekler ama öderler mi ödemezler mi onu bilemem.
İlginç bir vergi
Avukatlık yapan biri, çok yakın bir arkadaşı ya da bitişik komşusunun hukuki bir sorunu olsa, ondan para alır mı? Peki amcası, dayısının oğlu, kayınbiraderi, kendi karısı ve çocuğu, annesi ve babası ya da kardeşinin hukuki bir sorunu olduğunda, dilekçe yazsa ve davasına girse, onlardan para alır mı? ‘Ne parasıymış, hiç öyle şey olur mu?’ demeyin, yasalara göre alması ya da almış gibi cebinden KDV ödemesi gerekiyor!..
Evet, yanlış anlamadınız. Bir avukat, annesi, babası, kardeşi, çocuğu, diğer akrabaları ya da yakın arkadaşlarının davasına girdiğinde, para almasa bile, almış gibi ceplerinden KDV ödemeleri gerekiyor.
Belli ki kafanız karıştı. Özellikle anne olayı çok hassas. Ancak siz yine de ‘Olur mu böyle şey. İnsan hiç kendisini doğurup büyüten annesinden avukatlık ücreti alır mı?’ diye sormayın.
Bunu biz demiyoruz, KDV Kanunu diyor. KDV Kanunu’nun beşinci maddesinde, bu yönde bir hüküm var.
Kanun ne diyor?
KDV Kanunu’nun ‘Hizmet Sayılan Haller’ başlıklı beşinci maddesine göre ‘Vergiye tabi bir hizmetten, işletme sahibinin, işletme personelinin veya diğer şahısların karşılıksız yararlandırılması hizmet sayılır. ’Aynı kanunun, ‘Vergiyi Doğuran Olayın Meydana Gelmesi’ başlıklı 10. maddesine göre de ‘Mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde, malın teslimi veya hizmetin yapılması’ anında, KDV yönünden ‘vergiyi doğuran olay’ meydana gelmektedir.
İşte bu maddelere göre, avukatların eşe, dosta para almadan yaptıkları hizmetler, KDV’ye tabi olacak. Sanki para almış gibi, asgari tarife üzerinden KDV hesaplayıp, serbest meslek makbuzu düzenleyecekler.
Hemen belirtelim, bu uygulama avukatlar dışında, bedava hizmet yapan, diğer meslek grupları ya da işkolları için de geçerli.
Yasa maddesi, para almadan verilen malları da kapsıyor. Örneğin bir konfeksiyoncu; karısı, çocuğu, annesi, babası ya da yakın arkadaşına, para almadan elbise, ayakkabı vs. verirse, almış gibi fatura ya da fiş kesecek. Hem KDV’sini hem de gelir ya da kurumlar vergisini ödeyecek.
Avukatlar, mal alıp-satanlara kıyasla biraz şanslılar. Nedenine gelince, avukat ve doktorlar, para almadan yaptıkları hizmet nedeniyle, sadece KDV ödeyecekler.
Oysa mal alım-satımı yapanlar, hem KDV hem de gelir ya da kurumlar vergisi ödeyecekler. Nedenine gelince, avukatta ‘tahsil’, mal alım-satımı yapanlarda ise ‘tahakkuk’ esası geçerli...
Bunları belki ilk kez duyuyorsunuz ama yukarıda belirtildiği gibi, kanunda vergi alınmasına olanak sağlayan maddeler var. Bunlara uymayan, cezaya katlanır!..
Bir çelişki
Avukatın, bir evi olsa ve bu evi anne ve babasına, oğluna, kızına ya da kardeşine bedelsiz olarak kiralarsa, bundan dolayı kira geliri beyan etmesi gerekmiyor. Çünkü, Gelir Vergisi Kanunu’nun 73. maddesinde, kira gelirinin beyan edilmeyeceği açıkça yazılı.
Peki... Avukat, annesinin davasına para almadan girdiğinde, bundan dolayı vergi öderken, evini annesine bedelsiz kiraladığında, neden vergi ödemiyor?
Nedeni belli, kanun böyle de onun için...
Anladık da bu nasıl bir kanun?
16.09.2006

Kim kime hakaret ediyor
Nihat Sırdar - Takvim

Başbakan "Son zamanlarda bana yapılan eleştiriler hakaret boyutuna ulaştı. Bunun vatandaşımı da üzmesi lazım. Ben Tayyip Erdoğan değilim ki Başbakan'ıyım onların" demiş.
Başbakan'ın "Hakaret ediyorlar" diye iddia ettiği ve hemen mahkemeye verdiği yazarlar, karikatüristler beraat ediyor.
Her mahkeme, sanki ders verircesine "Başbakanlık makamında oturanlar görevleri gereği eleştirileri sindirebilmeli ve dikkate almalıdır" şeklinde gerekçeli kararlar veriyor.
Kaldı ki bu görevi yapmak için para alıyor Başbakan.
Üstelik çok çok iyi bir para alıyor ki koluna 250 bin dolarlık saat takıyor.
Bu parayı alan biri, işini yapmadığı zaman tabii ki eleştirilecek.
Öte yandan Başbakan'ın sadece 1-2 ay içinde, çok sevdiği ve kendisi ile ilgili eleştirilere tepki göstermesini beklediği vatandaşlarına söylediklerine bakın...
Mersin'de derdini anlatmaya çalışan çiftçiye: "Artistlik yapma lan. Ananı da al git."
"Şehit cenazesi istemiyoruz" diyen vatandaşa: "Askerlik yan gelip yatma yeri değildir."
Başsağlığı için aramadığını söyleyen şehit ailesi için: "Arayıp bunları mı dinleyeceğim ben."
Bu Başbakan mı eleştirilerin hakaret boyutuna vardığını söylüyor?
Sayın Başbakan'ın hakaret kavramında bir bozukluk var anlaşılan. Kim veriyormuş kendisine lisede Türk dili dersini acaba?

Basında Yargı Haberleri ...

Canım Babam Hasan ÖZDERİN in Aziz Hatırasına,

( 13 Aralık 2004 – Söz Eylemini Yitirdi...)

OZDERIN,M.

msn: ozderin@hotmail.com